T.C.
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU
Bazı yayın organlarında HSYK’nın Deniz Feneri savcılarıyla ilgili evrakta her savcıya kendine ilişkin bölümü yollayıp diğer bölümleri kapattığı, bu suretle savcılara atılı suçu kendisinin de işlediği yolunda haber ve yorumlar yapılması nedeniyle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılmasına gerek duyulmuştur.
Kamuoyunda Deniz Feneri soruşturması olarak bilinen nitelikli dolandırıcılık suçlamasına ilişkin soruşturmada, şüphelilerin mevcut malvarlıklarını elden çıkarma, ortağı oldukları şirketlerde, sermaye azaltma suretiyle tasfiye yoluna gittikleri ve bu şekilde suçtan elde edilen varlıkları elden çıkartma ve kaçırma çabasında oldukları yönünde kuvvetli şüphe bulunduğunu düşünen Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan 01.06.2009 tarihli müzekkeresi ile Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinden;
“1- Bu kişilerin doğrudan ortak yada sahip oldukları;
Taşınmazlara,
Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,
Ortağı bulunduğu şirketlerdeki ortaklık paylarına ve,
2- Bu kişilerin ortağı olduğu şirketlerin sahip oldukları yukarıda sayılı varlık ve değerlerine el konulmasına karar verilmesi,
C.M.Y.’nın 128. maddesi gereğince talep olunur.” diyerek iki ayrı talepte bulunmuştur.
Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi bu müzekkere üzerine aynı gün 18 şüphelinin ismini saydıktan sonra ;
“ CMK’nun 128/2. a-6 maddesi gereğince doğrudan ortak yada sahip oldukları taşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, ortağı bulundukları şirketlerdeki ortaklık paylarına EL KONULMASINA,
b) Cumhuriyet başsavcılığının 2 nolu maddedeki “bu kişilerin ortağı oldukları şirketlerin sahip oldukları yukarıda sayılı varlık ve değerlerine el konulmasına” karar verilmesi talebinin taşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, ortağı bulundukları şirketlerdeki ortaklık paylarına el koyma kararı verildiğinden kanunda belirtilmeyen şekilde talepte bulunulduğundan talebin REDDİNE,
c) Mehmet Sıdık Balıkçı’nın açık kimliği ve TC Kimlik numarası olmadığından, isme benzer başkalarının mağdur olmaması için talebin reddine,
Evrakın Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine” şeklinde karar vermiştir.
Savcılık açıkça bu kişilerin ortağı olduğu şirketlerin sahip oldukları varlık ve değerlerine el konulmasına karar verilmesini talep etmiş, mahkemede şirketlerdeki ortaklık paylarına el konulması talebini kabul etmiş, şirketlerin sahip olduğu varlık ve değerlere el konulması talebini ise reddetmiştir.
Bu durumda savcılık makamının ya üst mahkemeye itiraz edip şirketlerin tüm mal varlıklarına el konulması yolunda bir karar alması yada kararı bu haliyle infaz edip şirketlerin tüm mal varlığı yerine ortaklık paylarına el konulması ile yetinmesi gerekirdi.
Oysa olayımızda Cumhuriyet savcısı bununla yetinmemiş ve mahkeme kararının b ve c bentlerini kapatarak 02.06.2009 tarihinde Tapu Sicil Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığına göndermiştir. Bu müzekkerede kararın iki maddesini kapatan savcılık “Karar gereğince adı geçenlerin ortak yada tamamen sahip oldukları tüm taşınmazların tapu kütüğüne tedbir kararı şerh verilmek suretiyle mahkeme kararının uygulanarak sonucundan bilgi verilmesini” istemiştir.
Böylece mahkeme tarafından kabul edilmeyen talep, mahkeme kararının redde ilişkin kısmı kapatılarak uygulatılmıştır.
Olayı fark eden şüpheli avukatları 18.03.2010 tarihinde Cumhuriyet başsavcılığına verdikleri dilekçe ile; “ tüm bu mağduriyetlere ve tedbir kararının yanlış uygulamalarına son verilebilmesi ve şirketlerin mağduriyetinin önlenebilmesi için, daha önce metni eksik olarak gönderilen Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesinin tedbir kararının eksiksiz şekli ile ilgili yerlere ivedilikle gönderilmesi, mağduriyete yol açan yanlışlığın bir an önce düzeltilmesi ve tedbir kararının şirketlere ait malvarlığını kapsamadığı hususunun açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla gereğinin yapılmasını Savcılık Makamından bilvekale arz ve talep ederiz.” diyerek yanlışın düzeltilmesini istemişlerdir.
Üç savcı 22.03.2010 tarihinde birlikte imzaladıkları yazı ile “Şüpheliye ait taşınmazlara el konulmuş olması halinde kişinin sahip olduğu taşınmazın elden çıkarılmasının önlenmesi sağlanırken aynı kişilerin ortaklık yoluyla sahip olduğu şirketin taşınmazının elden çıkarılmasının önlenmesinin beklenemeyeceği, dolayısıyla şirketlerin sahip olduğu taşınmazlara tedbir konulmasında kanuna aykırı bir yön bulunmadığı” şeklinde cevap vermiştir.
Daha sonra HSYK’ya yapılan şikayette bu hususlara değinilmiş ve savcıların tarafsızlıklarını yitirdikleri, evrakta sahtecilik yaparak suç işledikleri iddia edilmiştir.
HSYK 3 üncü Dairesi müfettiş görevlendirip konuyu araştırmış ve savcıların evrakın bir bölümünü kapatarak mahkemece reddedilen bir hususu temin ettikleri sonucuna varmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı savcıları bu soruşturmadan almıştır.
Müfettiş raporunu görüşen HSYK 2 inci Dairesi müfettişin bu savcıların tedbiren başka yerde görevlendirilmesi talebini oybirliği ile reddetmiş, savcılar hakkında kovuşturma izni verilmesini oyçokluğu ile kabul etmiş, disiplin yönünden değerlendirmeyi de kovuşturma sonucuna bırakmıştır.
Yukarıda izah olunan olayda savcıların mahkeme kararının (b) bendini kapatmış olması, sonucu değiştiren ve mahkemenin izin vermediği bir sonucun doğmasını sağlayan işlemdir. (c) bendinin kapatılması ise konuyla ilgisi olmayan kişinin durumunun tapuya bildirilmemesinden ibarettir. HSYK işlemi (b) bendinin kapatılması sebebiyle yapmış (c) bendinin kapatılmasını önemsememiştir.
HSYK’nın savunma istediği savcılara evrakları gönderirken bazı kısımları kapattığı, bunun da savcıların işleminden farkı olmadığı iddia edilmektedir. İkisinin hiçbir şekilde benzerliği bulunmamaktadır. Zira HSYK belgeleri gönderirken birden fazla suçlanan varsa bunların birbirleriyle ilgili iddiaları görmemesi açısından evraktaki diğer kişilere ilişkin kısmı kapatmakta ve kişisel verileri korumayı hedeflemektedir. Aksinin yapılması sorumluluğu gerektirecektir.
Savcıların (c) bendini kapatmış olması HSYK’nın üçüncü kişilerle ilgili kapatmasına benzemekte, (b) bendinin kapatılması ise reddedilen bir talebin kabul edilmiş gibi işlem görmesine neden olduğu için şekli olarak evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarının unsurlarını içermektedir. Nitekim bu konu Sincan Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirilerek son soruşturmaya geçilmesine karar verilmiştir. Bu karar uyarınca Yargıtay’ın ilgili dairesi yargılamayı yapacak ve maddi hakikat ortaya çıkacaktır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.